الطَّعَامُ فَاسِدٌ وَلَا يُمْكِنُ تَنَاوُلُهُ.
Yemek bozuk ve yenilemez.
الطَّعَامُ فَاسِدٌ وَلَا يُمْكِنُ تَنَاوُلُهُ.
Yemek bozuk ve yenilemez.
الْمُجْتَمَعُ فَاسِدٌ بِسَبَبِ الظُّلْمِ.
Toplum adaletsizlik yüzünden yozlaşmış durumda.
حَاوَلْتُ فَرْزَ الْفَوَاكِهِ الْفَاسِدَةِ فِي السُّوقِ وَاخْتِيَارَ الْفَوَاكِهِ السَّلِيمَةِ.
Pazardaki çürük meyveleri ayıklayıp sağlam olanları seçmeye çalıştım.
Ayrıca: ahlaksız
dejenere, fasit, mütereddi, müteaffin, yozlaşık, muhtel, sası