فَشِلَ الْفَرِيقُ فِي التَّأَهُّلِ إِلَى الدَّوْرِ النِّهَائِيِّ مِنَ الْبُطُولَةِ.
Takım, şampiyonanın final turuna katılmayı başaramadı.
فَشِلَ الْفَرِيقُ فِي التَّأَهُّلِ إِلَى الدَّوْرِ النِّهَائِيِّ مِنَ الْبُطُولَةِ.
Takım, şampiyonanın final turuna katılmayı başaramadı.
فَشِلَ الطَّالِبُ فِي الِامْتِحَانِ لِأَنَّهُ لَمْ يَدْرُسْ بِجِدٍّ.
Öğrenci, çok çalışmadığı için sınavda çuvalladı.
başarısızlığa uğramak, boşa çıkmak, iflas etmek, sakata gelmek, foslamak, fos çıkmak, suya düşmek, eli boş çıkmak, sırtı yere gelmek
كَانَ الْفَشَلُ فِي الِامْتِحَانِ بِمَثَابَةِ صَدْمَةٍ كَبِيرَةٍ لَهُ.
Sınavda başarısız olmak onun için büyük bir şok oldu.
mağlubiyet, foslama, yeniliş, yenilme, muvaffakiyetsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk, ıskalayış, çuvallayış, hezimet