لَا يُوجَدُ قَيْدٌ عَلَى عَدَدِ الزُّوَّارِ.
Ziyaretçi sayısında bir kısıtlama yok.
لَا يُوجَدُ قَيْدٌ عَلَى عَدَدِ الزُّوَّارِ.
Ziyaretçi sayısında bir kısıtlama yok.
تَمَّ قَيْدُ اسْمِ الطَّالِبِ الْجَدِيدِ فِي سِجِلَّاتِ الْجَامِعَةِ.
Yeni öğrencinin adı üniversite kayıtlarına geçirildi.
وَضَعَ الْجُنُودُ قَيْدًا حَدِيدِيًّا فِي أَيْدِي السَّجِينِ.
Askerler mahkumun ellerine demir bir pranga vurdular.
مَا زَالَ الْمَشْرُوعُ الْجَدِيدُ قَيْدَ الدِّرَاسَةِ.
Yeni proje hâlâ inceleme aşamasında.
مَا زَالَ جَدِّي عَلَى قَيْدِ الْحَيَاةِ وَعُمْرُهُ تِسْعُونَ عَامًا.
Dedem doksan yaşında ve hâlâ hayatta.
sınır, şart, bağ, sicil, köstek, bukağı, kısıt, kayıtlılık, boyunduruk
قَيَّدَ الشُّرْطَةُ الْمُتَّهَمَ بِالْأَصْفَادِ قَبْلَ نَقْلِهِ إِلَى الْمَحْكَمَةِ.
Polis, sanığı mahkemeye götürmeden önce kelepçeledi.
يَجِبُ أَلَّا نُقَيِّدَ أَنْفُسَنَا بِالتَّقَالِيدِ الْقَدِيمَةِ.
Kendimizi eski geleneklerle sınırlamamalıyız.
تُحَاوِلُ الْحُكُومَةُ تَقْيِيدَ حُرِّيَّةِ الصَّحَافَةِ وَالْإِعْلَامِ.
Hükümet, basın ve medya özgürlüğünü kısıtlamaya çalışıyor.
kısıt altına almak, kütüğe geçirmek, takyit etmek, boyunduruk altına almak, bukağılamak, frenlemek, tahdit etmek, kösteklemek, dizginlemek, boyunduruğa vurmak