كَبْل

كُبُول
Aynı yazılan 1 kelime daha

كَانَ وَضْعُ الْكُبُولِ عَلَى أَرْجُلِ الْخُيُولِ لِمَنْعِهَا مِنَ الْهُرُوبِ مُمَارَسَةً شَائِعَةً.

Atların kaçmasını önlemek için ayaklarına bukağı takmak, yaygın bir uygulamaydı.

كَبَّلَ

يُكَبِّلُ، تَكْبِيل

تَمَّ تَكْبِيلُ قُدْرَتِهِ عَلَى التَّعْبِيرِ عَنْ أَفْكَارِهِ.

Düşüncelerini ifade etmesine bukağı vuruldu.

كَبَّلَتِ الْقَوَانِينُ الْقَدِيمَةُ حُرِّيَّةَ التِّجَارَةِ.

Eski kanunlar ticaret özgürlüğünü kısıtladı.