لَابِس

كَانَ الرَّجُلُ لَابِساً مِعْطَفاً أَنِيقاً عِنْدَمَا دَخَلَ الْمَطْعَمَ.

Adam restorana girdiğinde şık bir palto giyiyordu.

كَانَتِ الْفَتَاةُ لَابِسَةً قُبَّعَةً حَمْرَاءَ لِحِمَايَةِ شَعْرِهَا مِنَ الشَّمْسِ.

Kız, saçlarını güneşten korumak için kırmızı bir şapka takmıştı.