فِي الْفِيلْمِ، لَطَمَ الْبَطَلُ الشِّرِّيرَ عَلَى وَجْهِهِ بِقُوَّةٍ.
Filmde kahraman, kötü adamın yüzüne güçlü bir şekilde tokat attı.
فِي الْفِيلْمِ، لَطَمَ الْبَطَلُ الشِّرِّيرَ عَلَى وَجْهِهِ بِقُوَّةٍ.
Filmde kahraman, kötü adamın yüzüne güçlü bir şekilde tokat attı.
عِنْدَمَا كَانَ الطِّفْلُ شَقِيًّا، لَطَمَتْهُ وَالِدَتُهُ بِرِفْقٍ وَحَذَّرَتْهُ.
Çocuk yaramazlık yapınca annesi onu hafifçe şamarladı ve uyardı.
بَدَأَتِ الْأُمُّ تَلْطِمُ صَدْرَهَا عِنْدَمَا سَمِعَتْ خَبَرَ وَفَاةِ ابْنِهَا فِي الْحَرْبِ.
Anne, savaşta oğlunun ölüm haberini duyduğunda göğsünü dövmeye başladı.
tokat atmak, şamar atmak, yumruklamak
مَنَعَ الْمُدَرِّبُ لَطْمَ اللَّاعِبِينَ لِبَعْضِهِمْ فِي الْمُبَارَاةِ.
Antrenör maçta oyuncuların birbirlerini tokatlamasını yasakladı.