السَّاحِرَةُ فِي الْفِيلْمِ كَانَتْ تَلْعَنُ كُلَّ مَنْ يَعْتَرِضُ طَرِيقَهَا.
Filmdeki cadı, yoluna çıkan herkese beddua ediyordu.
السَّاحِرَةُ فِي الْفِيلْمِ كَانَتْ تَلْعَنُ كُلَّ مَنْ يَعْتَرِضُ طَرِيقَهَا.
Filmdeki cadı, yoluna çıkan herkese beddua ediyordu.
لَا يَجِبُ أَنْ نَلْعَنَ الْآخَرِينَ حَتَّى فِي لَحَظَاتِ الْغَضَبِ الشَّدِيدِ.
Aşırı öfke anlarında bile başkalarını lanetlememeliyiz.
بَدَأَ الرَّجُلُ الَّذِي تَعَرَّضَ لِلظُّلْمِ فِي لَعْنِ الظَّالِمِينَ.
Haksızlığa uğrayan adam, zalimleri kargımaya başladı.
lanet etmek, telin etmek, kargış etmek, kargışlamak
تَسَبَّبَ فِعْلُ اللَّعْنِ هَذَا فِي غَضَبٍ كَبِيرٍ فِي الْمُجْتَمَعِ.
Bu lanetleme eylemi, toplumda büyük bir infiale yol açtı.
lanet etme