لَقَّمَ

يُلَقِّمُ، تَلْقِيم

الأُمُّ تُلَقِّمُ طِفْلَهَا الصَّغِيرَ الطَّعَامَ بِمِلْعَقَةٍ صَغِيرَةٍ بِكُلِّ حَنَانٍ.

Anne, küçük çocuğunun ağzına küçük bir kaşıkla yemeği şefkatle veriyor.

الجُنُودُ يُلَقِّمُونَ بَنَادِقَهُمْ اسْتِعْدَادًا لِلْمَعْرَكَةِ.

Askerler, savaşa hazırlanmak için tüfeklerine mermi sürüyorlar.

لَا يَجِبُ أَنْ نُلَقِّمَ الطُّلَّابَ المَعْلُومَاتِ جَاهِزَةً، بَلْ نُشَجِّعُهُمْ عَلَى البَحْثِ بِأَنْفُسِهِمْ.

Öğrencilere bilgiyi hazır olarak vermemeliyiz, bunun yerine onları kendileri araştırmaya teşvik etmeliyiz.