الْفُسْتَانُ الْمُرَصَّعُ بِالْخَرَزِ كَانَ تُحْفَةً فَنِّيَّةً.
Boncuklarla işlenmiş elbise bir sanat eseriydi.
الْفُسْتَانُ الْمُرَصَّعُ بِالْخَرَزِ كَانَ تُحْفَةً فَنِّيَّةً.
Boncuklarla işlenmiş elbise bir sanat eseriydi.
التَّاجُ الْمُرَصَّعُ بِالْجَوَاهِرِ كَانَ يَلْمَعُ فِي الضَّوْءِ.
Mücevherlerle süslenmiş taç, ışıkta parlıyordu.
mıhlı, murassa, kakmalı