يَقَعُ الْمَرْكَزُ التِّجَارِيُّ فِي قَلْبِ الْمَدِينَةِ.
Ticaret merkezi şehrin kalbinde yer almaktadır.
يَقَعُ الْمَرْكَزُ التِّجَارِيُّ فِي قَلْبِ الْمَدِينَةِ.
Ticaret merkezi şehrin kalbinde yer almaktadır.
مَرْكَزُ الْمَدِينَةِ هُوَ السَّاحَةُ التَّارِيخِيَّةُ وَالشَّوَارِعُ الْمُحِيطَةُ بِهَا.
Şehrin özeği, tarihi meydan ve çevresindeki caddelerdir.
orta nokta, post, göbek, istasyon, odak, mevki, statü, eksen, mevzi, mihrak, mansıp
أُمِّي تَشْتَرِي عَصِيرًا مُرَكَّزًا مِنَ السُّوقِ وَتَضَعُ فِيهِ مَاءً قَبْلَ الْغَدَاءِ.
Annem pazardan konsantre meyve suyu alıyor ve öğle yemeğinden önce içine su koyuyor.
yoğunluklu, kesif, mütemerkiz, derişik, yoğunlaştırılmış, odaklanmış
مَرْكَزَ الْمُصَوِّرُ الْكَامِيرَا أَمَامَ الْبَابِ.
Fotoğrafçı kamerayı kapının önüne konumlandırdı.
konumlandırmak, konuşlandırmak
هَذِهِ الْعَدَسَةُ مُرَكِّزٌ مُمْتَازٌ لِلضَّوْءِ.
Bu mercek mükemmel bir ışık odaklayıcıdır.