كَانَ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا مِنَ الدُّخَانِ.
Yüzü dumandan kararmıştı.
كَانَ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا مِنَ الدُّخَانِ.
Yüzü dumandan kararmıştı.
siyahımtırak, siyahımsı, zifirli
كَانَ التَّقْرِيرُ مُسَوَّدًا وَلَمْ يَتِمَّ الِانْتِهَاءُ مِنْهُ بَعْدُ.
Rapor taslak halindeydi ve henüz tamamlanmamıştı.
كَانَتِ الْوَرَقَةُ مُسَوَّدَةً بِالْكِتَابَةِ.
Kağıt yazı ile karalanmıştı.