أَصْبَحَتِ الْأَحْدَاثُ مُشَوَّشَةً، لَمْ يَفْهَمْ أَحَدٌ مَا حَدَثَ.
Olaylar karmakarışık bir hal aldı, kimse ne olduğunu anlamadı.
أَصْبَحَتِ الْأَحْدَاثُ مُشَوَّشَةً، لَمْ يَفْهَمْ أَحَدٌ مَا حَدَثَ.
Olaylar karmakarışık bir hal aldı, kimse ne olduğunu anlamadı.
müşevveş, cazırtılı, kafa karışık, karmaşık, bulanık
كَانَ الضَّجِيجُ مُشَوِّشًا لِأَفْكَارِي.
Gürültü düşüncelerimi karıştırıyordu.