مَلَأَ الْفَلَّاحُ الْحَقْلَ بِالْبُذُورِ اسْتِعْدَادًا لِلْمَوْسِمِ الْجَدِيدِ.
Çiftçi, yeni sezon için tarlayı tohumlarla doldurdu.
مَلَأَ الْفَلَّاحُ الْحَقْلَ بِالْبُذُورِ اسْتِعْدَادًا لِلْمَوْسِمِ الْجَدِيدِ.
Çiftçi, yeni sezon için tarlayı tohumlarla doldurdu.
مَلَأَ الْفَرَحُ قُلُوبَ الْحَاضِرِينَ فِي حَفْلِ التَّخَرُّجِ.
Mezuniyet töreninde hazır bulunanların kalpleri sevinçle kaplandı.
كَانَ الْمُلَّا فِي الْقَرْيَةِ يُرْشِدُ النَّاسَ فِي الْأُمُورِ الدِّينِيَّةِ.
Köydeki molla, dini konularda insanlara rehberlik ediyordu.
أَعْلَنَ الوَزِيرُ الخَبَرَ عَلَى المَلَأِ.
Bakan haberi herkesin önünde açıkladı.