نَزَعَ الْعَامِلُ الْمَسَامِيرَ مِنَ اللَّوْحِ.
İşçi çivileri tahtadan söktü.
نَزَعَ الْعَامِلُ الْمَسَامِيرَ مِنَ اللَّوْحِ.
İşçi çivileri tahtadan söktü.
نَزَعَ الطَّبَّاخُ قِشْرَ التُّفَّاحَةِ.
Aşçı elmanın kabuğunu soydu.
çıkarmak, koparmak, kanırmak, nezetmek
يَحْتَاجُ نَزْعُ السِّنِّ إِلَى طَبِيبٍ.
Diş çıkarma işi bir doktor gerektirir.
كَانَ الْمَرِيضُ فِي حَالَةِ نَزْعٍ.
Hasta can çekişiyordu.
kanırma, kanırtma, soyma, nezetme