نَصَبَ الْكَشَّافَةُ خِيَامَهُمْ قُرْبَ النَّهْرِ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ.
İzciler güneş batmadan önce çadırlarını nehrin yakınına kurdu.
نَصَبَ الْكَشَّافَةُ خِيَامَهُمْ قُرْبَ النَّهْرِ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ.
İzciler güneş batmadan önce çadırlarını nehrin yakınına kurdu.
قَامَ رَجُلُ الْأَعْمَالِ هَذَا بِالنَّصْبِ عَلَى الْعَدِيدِ مِنَ الْأَشْخَاصِ.
Bu iş adamı birçok insana kazık attı.
dikeltmek, kazıklamak, nasbetmek, madiklemek, söğüşlemek, düdüklemek
تَتَزَايَدُ حَوَادِثُ النَّصْبِ عَبْرَ الْإِنْتَرْنِتِ تَدْرِيجِيًّا.
İnternet üzerinden yapılan dolandırıcılık olayları giderek artıyor.
dubaracılık, dızlama, dikilme, kazıklama, sahtekârlık, tokatçılık, madikçilik, kazıkçılık, dikeltme, söğüşleme, ayyarlık
نَصَّبَ الرَّئِيسُ صَدِيقَهُ وَزِيرًا لِلثَّقَافَةِ فِي الْحُكُومَةِ الْجَدِيدَةِ.
Başkan, arkadaşını yeni hükümette Kültür Bakanı olarak atadı.
göreve getirmek, yerleştirmek, krallaştırmak
زُرْنَا النُّصُبَ التِّذْكَارِيَّ فِي وَسَطِ الْمَدِينَةِ.
Şehir merkezindeki anıtı ziyaret ettik.