نَغْمَة

تَغَيَّرَتْ نَغْمَةُ صَوْتِهِ عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنْ ذِكْرَيَاتِهِ الْمُؤْلِمَةِ.

Acı dolu anılarından bahsederken ses tonu değişti.

تَذَكَّرْتُ أَيَّامَ الطُّفُولَةِ عِنْدَمَا سَمِعْتُ نَغْمَةَ أُغْنِيَةٍ قَدِيمَةٍ.

Eski bir şarkının ezgisini duyduğumda çocukluğumu hatırladım.

أَعْجَبَتْنِي نَغْمَةُ الْكَمَانِ الْحَزِينَةُ الَّتِي عَزَفَهَا الْعَازِفُ فِي الْحَفْلِ.

Konserdeki sanatçının çaldığı kemanın hüzünlü melodisini beğendim.

Eşdizimler