نَفَضَ الطَّائِرُ جَنَاحَيْهِ وَطَارَ.
Kuş kanatlarını çırptı ve uçtu.
نَفَضَ الطَّائِرُ جَنَاحَيْهِ وَطَارَ.
Kuş kanatlarını çırptı ve uçtu.
نَفَضْتُ يَدِي مِنَ الْمَسْؤُولِيَّةِ.
Sorumluluktan ellerimi çektim.
نَفَضَتْ أُمِّي السَّجَّادَةَ عَلَى الشُّرْفَةِ.
Annem halıyı balkonda silkeledi.
يَحْتَاجُ نَفْضُ الْغُبَارِ عَنِ الْكُتُبِ إِلَى وَقْتٍ.
Kitapların tozunu silkelemek zaman alır.
silkme, silkelenme, silkeleyiş, silkilme
نَفَّضَ الْوَلَدُ ثَوْبَهُ بَعْدَ اللَّعِبِ فِي التُّرَابِ.
Çocuk toprakta oynadıktan sonra elbisesini silkeledi.