هَدَأَ الطِّفْلُ بَعْدَ أَنْ سَمِعَ الْحِكَايَةَ.
Çocuk hikâyeyi dinledikten sonra sakinleşti.
هَدَأَ الطِّفْلُ بَعْدَ أَنْ سَمِعَ الْحِكَايَةَ.
Çocuk hikâyeyi dinledikten sonra sakinleşti.
dinmek, rahatlamak, sükûnet bulmak, durgunlaşmak, kuzu gibi olmak, hızını almak, sütliman olmak, yeğnilmek, yatışmak, oturuşmak, uysallaşmak, kuzuya dönmek, durulmak, yumuşamak, ahesteleşmek
هَدَّأَتِ الْأُمُّ طِفْلَهَا بِالتَّرْبِيتِ عَلَى ظَهْرِهِ وَالْغِنَاءِ لَهُ بِصَوْتٍ خَافِتٍ
Anne, sırtını sıvazlayarak ve kısık bir sesle şarkı söyleyerek çocuğunu yatıştırdı.
حَاوَلَ الْأَبُ أَنْ يُهَدِّئَ طِفْلَهُ الْخَائِفَ مِنْ صَوْتِ الرَّعْدِ الْقَوِيِّ
Baba, gök gürültüsünün yüksek sesinden korkan çocuğunu sakinleştirmeye çalıştı.
rahatlatmak, söndürmek, yavaşlatmak, durgunlaştırmak, avundurmak, avutmak, gevşetmek, yeğniltmek, pışpışlamak, ferahlatmak