حَانَ الْوَقْتُ لِنُوَاجِهَ الْحَقِيقَةَ وَنَتَعَامَلَ مَعَ الْمُشْكِلَةِ بِجِدِّيَّةٍ.
Gerçekle yüzleşme ve sorunla ciddiyetle başa çıkma zamanı geldi.
حَانَ الْوَقْتُ لِنُوَاجِهَ الْحَقِيقَةَ وَنَتَعَامَلَ مَعَ الْمُشْكِلَةِ بِجِدِّيَّةٍ.
Gerçekle yüzleşme ve sorunla ciddiyetle başa çıkma zamanı geldi.
وَاجَهَ الطَّالِبُ الامْتِحَانَ الصَّعْبَ بِشَجَاعَةٍ.
Öğrenci zor sınava cesaretle göğüs gerdi.
اِضْطُرِرْنَا أَنْ نُوَاجِهَ صُعُوبَاتٍ كَبِيرَةً خِلَالَ الْمَشْرُوعِ، لَكِنَّنَا تَغَلَّبْنَا عَلَيْهَا.
Proje sırasında büyük zorluklarla karşı karşıya kaldık, ancak bunların üstesinden geldik.
Ayrıca: karşılaşmak
baş etmek, önüne çıkmak, karşısına almak, karşısına geçmek, karşılamak, muhatap olmak, karşısına dikilmek, çatmak, göğüslemek, restleşmek