وَرَّطَ

يُوَرِّطُ، تَوْرِيط

لَا تُحَاوِلْ أَنْ تُوَرِّطَنِي فِي هَذِهِ الْقَضِيَّةِ الْمُعَقَّدَةِ مِنْ فَضْلِكَ.

Lütfen beni bu karmaşık davaya karıştırmaya çalışma.

وَرَّطَ صَدِيقَهُ فِي مُشْكِلَةٍ كَبِيرَةٍ بِسَبَبِ تَصَرُّفَاتِهِ الطَّائِشَةِ.

Arkadaşını düşüncesiz davranışları yüzünden büyük bir soruna bulaştırdı.