وَزْنُ الْحَقِيبَةِ ثَقِيلٌ جِدًّا وَلَا أَسْتَطِيعُ حَمْلَهَا.
Çantanın ağırlığı çok fazla ve onu taşıyamıyorum.
وَزْنُ الْحَقِيبَةِ ثَقِيلٌ جِدًّا وَلَا أَسْتَطِيعُ حَمْلَهَا.
Çantanın ağırlığı çok fazla ve onu taşıyamıyorum.
هَذِهِ القَصِيدَةُ عَلَى وَزْنِ البَحْرِ الطَّوِيلِ.
Bu şiir tavil bahri veznindedir.
لِرَأْيِكَ وَزْنٌ كَبِيرٌ عِنْدَنَا.
Senin görüşünün bizim için büyük önemi var.
Ayrıca: tartı
kilo, çeker, sıklet, kantarlama, tartılış, tartılma, tartış, tartma
فِي الْمَتْجَرِ، يَزِنُ الْبَائِعُ الْفَاكِهَةَ ثُمَّ يُعْطِيهَا لِلزَّبُونِ.
Dükkânda satıcı meyveyi tartar, sonra müşteriye verir.
kantara çekmek, tartıya vurmak, kantarlamak