وَهَبَ

يَهَبُ، هِبَة

وَهَبَتْهُ جَدَّتُهُ سَاعَةً ذَهَبِيَّةً قَدِيمَةً فِي عِيدِ مِيلَادِهِ الثَّامِنِ عَشَرَ.

Büyükannesi ona on sekizinci doğum gününde eski bir altın saat verdi.

وَهَبَ الْمُحْسِنُ جُزْءًا كَبِيرًا مِنْ ثَرْوَتِهِ لِلْأَعْمَالِ الْخَيْرِيَّةِ وَالْمَشَارِيعِ الْإِنْسَانِيَّةِ.

Hayırsever, servetinin büyük bir kısmını hayır işlerine ve insani projelere hibe etti.

وَهَبَ اللهُ الْإِنْسَانَ الْعَقْلَ لِكَيْ يُمَيِّزَ بَيْنَ الْخَيْرِ وَالشَّرِّ فِي حَيَاتِهِ.

Allah, insana hayatında iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmesi için akıl bağışladı.

Eşdizimler