شَعَرْتُ بِوَهْنٍ شَدِيدٍ بَعْدَ الْمَرَضِ، وَلَمْ أَسْتَطِعِ الْقِيَامَ بِأَيِّ مَجْهُودٍ بَدَنِيٍّ.
Hastalık sonrası büyük bir zayıflık hissettim ve herhangi bir fiziksel çaba gösteremedim.
شَعَرْتُ بِوَهْنٍ شَدِيدٍ بَعْدَ الْمَرَضِ، وَلَمْ أَسْتَطِعِ الْقِيَامَ بِأَيِّ مَجْهُودٍ بَدَنِيٍّ.
Hastalık sonrası büyük bir zayıflık hissettim ve herhangi bir fiziksel çaba gösteremedim.
أَصَابَ الْوَهْنُ جَسَدَهَا الْمُنْهَكَ، مِمَّا جَعَلَهَا غَيْرَ قَادِرَةٍ عَلَى الْحَرَكَةِ بِسُهُولَةٍ.
Güçsüzlük, bitkin vücudunu sardı, bu da kolayca hareket edememesine neden oldu.
كَانَ الْوَهَنُ بَادِياً عَلَى وَجْهِهِ الشَّاحِبِ، مِمَّا يَدُلُّ عَلَى مُعَانَاتِهِ الطَّوِيلَةِ.
Solgun yüzünde dermansızlık belirgindi, bu da uzun süren acı çektiğini gösteriyordu.
hâlsizlik, kuvvetsizlik, takatsizlik, letarji, zafiyet, mecalsizleşme, mecalsizlik, argınlık, zebunluk
وَهَنَ جَسَدُهُ مِنَ الْمَرَضِ.
Hastalıktan vücudu zayıfladı.
وَهَّنَ الْمَرَضُ جِسْمَ الرَّجُلِ.
Hastalık adamın vücudunu zayıflattı.