boğazlamak

ذَبَحَ الْجَزَّارُ الْخَرُوفَ الْمُخَصَّصَ لِلْأُضْحِيَّةِ بِسِكِّينٍ حَادٍّ.

Kasap, kurbanlık koyunu keskin bir bıçakla boğazladı.

قَطَعَ جُنُودُ الْعَدُوِّ حَنْجَرَةَ الشَّخْصِ الَّذِي أَسَرُوهُ بِوَحْشِيَّةٍ.

Düşman askerleri, esir aldıkları kişiyi acımasızca boğazladılar.