الصَّدَأُ أَكَلَ الْحَدِيدَ فِي السَّيَّارَةِ الْقَدِيمَةِ مِمَّا أَدَّى إِلَى تَدَهْوُرِ حَالَتِهَا بِشَكْلٍ كَبِيرٍ.
Pas, eski arabadaki demiri aşındırarak durumunun önemli ölçüde kötüleşmesine neden oldu.
الصَّدَأُ أَكَلَ الْحَدِيدَ فِي السَّيَّارَةِ الْقَدِيمَةِ مِمَّا أَدَّى إِلَى تَدَهْوُرِ حَالَتِهَا بِشَكْلٍ كَبِيرٍ.
Pas, eski arabadaki demiri aşındırarak durumunun önemli ölçüde kötüleşmesine neden oldu.
أَبْلَى الْمَشْيُ الطَّوِيلُ حِذَائِي.
Uzun yürüyüş ayakkabımı aşındırdı.
تَحُتُّ الْأَحْمَاضُ الْأَسْطُحَ وَتَتَسَبَّبُ فِي تَلَفِهَا.
Asitler yüzeyleri aşındırarak onların zarar görmesine neden olur.
Ayrıca: جَرَفَ
نَحَلَ، نَخَرَ، سَمَلَ الثَّوْب، سَحَجَ