كَانَ مَا فَعَلَهُ سُلُوكًا حَقِيرًا، لَمْ يَكُنْ لَائِقًا بِهِ عَلَى الْإِطْلَاقِ.
Onun yaptığı aşağılık bir davranıştı, hiç yakışmadı.
كَانَ مَا فَعَلَهُ سُلُوكًا حَقِيرًا، لَمْ يَكُنْ لَائِقًا بِهِ عَلَى الْإِطْلَاقِ.
Onun yaptığı aşağılık bir davranıştı, hiç yakışmadı.
لَمْ أُقَابِلْ شَخْصًا دَنِيئًا إِلَى هَذَا الْحَدِّ مِنْ قَبْلُ.
Bu kadar aşağılık bir insanla daha önce hiç karşılaşmamıştım.
يُحَاوِلُونَ خِدَاعَ النَّاسِ بِخُطَّةٍ وَضِيعَةٍ.
Aşağılık bir planla insanları kandırmaya çalışıyorlar.
لَئِيم، نَذْل، حَقِيرَة، دَنِيئَة، خَسِيس، سَافِل، سَفَالَة، حَقَارَة، خَسَّة، دَنَاءَة، دَنِيّ، دَنِيَّة، نَذَالَة، خَسَاسَة، رَذْل، خَاسِئ