أَرَادَ أَنْ يُثِيرَ شَفَقَةَ الْجَمِيعِ عَلَيْهِ مِنْ خِلَالِ سَرْدِ قِصَّتِهِ.
Hikayesini anlatarak herkesi kendine acındırmak istedi.
أَرَادَ أَنْ يُثِيرَ شَفَقَةَ الْجَمِيعِ عَلَيْهِ مِنْ خِلَالِ سَرْدِ قِصَّتِهِ.
Hikayesini anlatarak herkesi kendine acındırmak istedi.
اِسْتَدَرَّ الْوَلَدُ عَطْفَ أُمِّهِ بِوَجْهٍ حَزِينٍ لِيَنَالَ الْحَلْوَى.
Çocuk tatlı alabilmek için hüzünlü yüzüyle annesini acındırdı.
حَاوَلَ اسْتِعْطَافَ الْآخَرِينَ مِنْ خِلَالِ سَرْدِ الْأَخْطَاءِ الَّتِي ارْتَكَبَهَا.
Yaptığı hataları anlatarak kendini acındırmaya çalıştı.