لَا تَزَالُ أَخْطَاءُ الْمَاضِي تَجْرَحُ قَلْبِي.
Geçmişteki hatalar hala kalbimi acıtıyor.
لَا تَزَالُ أَخْطَاءُ الْمَاضِي تَجْرَحُ قَلْبِي.
Geçmişteki hatalar hala kalbimi acıtıyor.
لَا يُمْكِنُكَ أَنْ تَعْرِفَ كَمْ آلَمَتْنِي هَذِهِ الْكَلِمَاتُ.
Bu sözlerin beni ne kadar acıttığını bilemezsin.
الْأَلَمُ فِي رُكْبَتِي يُوجِعُنِي كَثِيرًا أَثْنَاءَ الْمَشْيِ.
Dizimdeki ağrı yürürken çok acıtıyor.