يَجِبُ أَنْ نُسْرِعَ لِكَيْ لَا نُفَوِّتَ الْحَافِلَةَ، وَإِلَّا سَنَنْتَظِرُ طَوِيلًا.
Otobüsü kaçırmamak için acele etmeliyiz, yoksa çok bekleriz.
يَجِبُ أَنْ نُسْرِعَ لِكَيْ لَا نُفَوِّتَ الْحَافِلَةَ، وَإِلَّا سَنَنْتَظِرُ طَوِيلًا.
Otobüsü kaçırmamak için acele etmeliyiz, yoksa çok bekleriz.
يَجِبُ أَنْ أَسْتَعْجِلَ لِكَيْ لَا أَتَأَخَّرَ عَلَى الْعَمَلِ، وَإِلَّا سَيَغْضَبُ الْمُدِيرُ.
İşe geç kalmamak için acele etmem gerekiyor, yoksa müdür kızacak.
لَا تَتَعَجَّلْ فِي قَرَارِكَ، فَلَدَيْنَا وَقْتٌ كَافٍ.
Kararında acele etme, yeterli vaktimiz var.
تَبَادَرَ، حَثَّ الخُطَى، هَرَعَ إِلَى، اِسْتَعْجَلَ الأَمْر، سَبْكَرَ