كَانَ يَرْكُضُ بِسُرْعَةٍ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ كَانَ يَطِيرُ تَقْرِيبًا.
O kadar hızlı koşuyordu ki âdeta uçuyordu.
كَانَ يَرْكُضُ بِسُرْعَةٍ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ كَانَ يَطِيرُ تَقْرِيبًا.
O kadar hızlı koşuyordu ki âdeta uçuyordu.
كَانَتْ عَيْنَاهُ تَلْمَعَانِ، كَأَنَّهُمَا نُجُومٌ.
Gözleri parlıyordu, âdeta yıldızlar gibi.
كَانَ الْبَيْتُ هَادِئًا وَكَأَنَّ أَحَدًا لَا يَسْكُنُهُ.
Ev âdeta kimse oturmuyormuş gibi sessizdi.