نَظَرَ حَوْلَهُ مُتَحَيِّرًا عِنْدَمَا عَلِمَ بِنَتَائِجِ الِامْتِحَانِ.
Sınav sonuçlarını öğrenince afal bir şekilde etrafa bakındı.
نَظَرَ حَوْلَهُ مُتَحَيِّرًا عِنْدَمَا عَلِمَ بِنَتَائِجِ الِامْتِحَانِ.
Sınav sonuçlarını öğrenince afal bir şekilde etrafa bakındı.
كَانَ يَنْتَظِرُ فِي حَالَةٍ مُتَرَدِّدَةٍ لَا يَعْرِفُ مَاذَا يَفْعَلُ.
Ne yapacağını bilemeyen afal bir halde bekliyordu.
أَصْبَحَ مُشَوَّشًا بِسَبَبِ ضَوْضَاءَ مُفَاجِئَةٍ وَلَمْ يَفْهَمْ مَا حَدَثَ.
Ani bir gürültüyle afal oldu ve ne olduğunu anlamadı.
Ayrıca: مُضْطَرِب