كَانَ يَتَأَوَّهُ بِاسْتِمْرَارٍ قَائِلاً 'آهِ' بِسَبَبِ الْأَلَمِ فِي رُكْبَتِهِ.
Dizindeki ağrı yüzünden sürekli 'ah' diye inliyordu.
كَانَ يَتَأَوَّهُ بِاسْتِمْرَارٍ قَائِلاً 'آهِ' بِسَبَبِ الْأَلَمِ فِي رُكْبَتِهِ.
Dizindeki ağrı yüzünden sürekli 'ah' diye inliyordu.
آهٍ، يَا لَهُ مِنْ يَوْمٍ جَمِيلٍ!
Ah, ne kadar güzel bir gün!
كَانَتْ لَدَيْهِ حَسْرَةٌ كَبِيرَةٌ فِي دَاخِلِهِ بِسَبَبِ مَا فَعَلَهُ.
Yaptıklarından dolayı içinde büyük bir ah vardı.
أَوَّه، تَنْهِيدَة، آهَة