akçıl

تَلَاشَى لَوْنُ الْقُمَاشِ الَّذِي بَقِيَ فِي الشَّمْسِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Güneşte uzun süre kalan kumaşın rengi akçıllaşmıştı.

السَّمَاءُ الْيَوْمَ بِلَوْنٍ مَائِلٍ إِلَى الْبَيَاضِ، يَبْدُو أَنَّهَا سَتُمْطِرُ.

Gökyüzü bugün akçıl bir renkte, yağmur yağacak gibi duruyor.