مَصِير — مَصَائِر
أَنَا قَلِقٌ بِشَأْنِ مَصِيرِ هَذَا الْقَرَارِ، فَقَدْ يُؤَثِّرُ عَلَى مُسْتَقْبَلِنَا.
Bu kararın akıbeti hakkında endişeliyim, geleceğimizi etkileyebilir.
أَنَا قَلِقٌ بِشَأْنِ مَصِيرِ هَذَا الْقَرَارِ، فَقَدْ يُؤَثِّرُ عَلَى مُسْتَقْبَلِنَا.
Bu kararın akıbeti hakkında endişeliyim, geleceğimizi etkileyebilir.
نِهَايَةُ الْقِصَّةِ فَاجَأَتِ الْجَمِيعَ، لَمْ يَتَوَقَّعْ أَحَدٌ مِثْلَ هَذِهِ النِّهَايَةِ.
Hikayenin akıbeti herkesi şaşırttı, hiç kimse böyle bir son beklemiyordu.
يَجِبُ أَلَّا تَتَصَرَّفَ دُونَ التَّفْكِيرِ فِي عَوَاقِبِ أَفْعَالِكَ، فَقَدْ تَكُونُ النَّتَائِجُ وَخِيمَةً.
Yaptıklarının akıbetini düşünmeden hareket etmemelisin, sonuçları ağır olabilir.
نَتِيجَة، مَآل، مَغَبَّة، عُقْبَى، مَوْؤُل