akıtılmak

يَجِبُ أَنْ يُسْكَبَ السَّائِلُ بِبُطْءٍ فِي الْوِعَاءِ.

Sıvı, yavaşça kabın içine akıtılmak zorunda.

الْمَاءُ يَنْتَظِرُ جَاهِزًا لِيُدْفَقَ مِنَ الْأَنَابِيبِ إِلَى الْحُقُولِ.

Su, borulardan tarlalara akıtılmak için hazır bekliyor.

تَمَّ تَجْهِيزُ الْخَرَسَانَةِ لِيَتِمَّ صَبُّهَا عَلَى الْأَسَاسِ.

Beton, temelin üzerine akıtılmak üzere hazırlandı.

İlişkili Kelimeler