aksatılmak

اضْطُرَّ الِاجْتِمَاعُ إِلَى التَّعَطُّلِ بِسَبَبِ حَدَثٍ غَيْرِ مُتَوَقَّعٍ.

Toplantı, beklenmedik bir olay nedeniyle aksatılmak zorunda kaldı.

كَانَ الْمَشْرُوعُ عَلَى وَشْكِ التَّأَخُّرِ بِسَبَبِ مَشَاكِلِ التَّمْوِيلِ.

Proje, finansman sorunları yüzünden aksatılmak üzereydi.