alil

وَالِدِي مَرِيضٌ مُنْذُ بِضْعَةِ أَسَابِيعَ وَلَا يُرِيدُ الذَّهَابَ إِلَى الطَّبِيبِ.

Babam birkaç haftadır alil ve doktora gitmek istemiyor.

كَانَتِ الْمَرْأَةُ الْعَجُوزُ حَبِيسَةَ الْفِرَاشِ بِجَسَدِهَا الْعَلِيلِ.

Yaşlı kadın, alil bedeniyle yatağa mahkumdu.

كَانَ لَدَيْهِ قَلْبٌ مُعْتَلٌّ وَكَانَ يَتَنَاوَلُ الْأَدْوِيَةَ بِاسْتِمْرَارٍ.

Alil bir kalbi vardı ve sürekli ilaç kullanıyordu.

İlişkili Kelimeler