تَوَرَّدَتْ وَجْنَتَاهَا فِي الطَّقْسِ الْبَارِدِ وَبَدَتْ لَطِيفَةً لِلْغَايَةِ.
Soğuk havada yanakları allandı ve çok sevimli göründü.
تَوَرَّدَتْ وَجْنَتَاهَا فِي الطَّقْسِ الْبَارِدِ وَبَدَتْ لَطِيفَةً لِلْغَايَةِ.
Soğuk havada yanakları allandı ve çok sevimli göründü.
احْمَرَّ وَجْهُهُ مِنَ الْخَجَلِ وَصَعُبَ عَلَيْهِ التَّحَدُّثُ.
Utangaçlığından yüzü allandı ve konuşmakta zorlandı.