حَاوَلْتُ تَهْدِئَتَهُمْ بِالتَّدَخُّلِ فِي النِّقَاشِ.
Tartışmada araya girerek onları sakinleştirmeye çalıştım.
حَاوَلْتُ تَهْدِئَتَهُمْ بِالتَّدَخُّلِ فِي النِّقَاشِ.
Tartışmada araya girerek onları sakinleştirmeye çalıştım.
مِنَ الضَّرُورِيِّ التَّوَسُّطُ لِحَلِّ الْمُشْكِلَةِ بَيْنَ الْبَلَدَيْنِ.
İki ülke arasındaki sorunu çözmek için araya girmek gerekiyor.
لَا تُقَاطِعْنِي بِاسْتِمْرَارٍ أَثْنَاءَ الْحَدِيثِ، أَرْجُوكَ اسْتَمِعْ إِلَيَّ.
Konuşurken sürekli araya girme, lütfen beni dinle.
تَقَحَّمَ