إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يُمْكِنُهُ أَنْ يَطْلُبَ أَيَّ شَيْءٍ بِوَقَاحَةٍ.
O kadar arsız ki, her şeyi yüzsüzce isteyebiliyor.
إِنَّهُ وَقِحٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ يُمْكِنُهُ أَنْ يَطْلُبَ أَيَّ شَيْءٍ بِوَقَاحَةٍ.
O kadar arsız ki, her şeyi yüzsüzce isteyebiliyor.
كَانَ الوَلَدُ صَفِيقًا يَتَحَدَّثُ بِوَقَاحَةٍ مَعَ الكِبَارِ.
Çocuk arsızdı ve büyüklere kabaca konuşuyordu.
حَصَلَ عَلَى مَا يُرِيدُ بِالتَّصَرُّفِ بِجُرْأَةٍ.
Arsız bir şekilde davranarak istediğini elde etti.
قَلِيلُ الحَيَاءِ، مُتَطَاوِل، وَقِيح