عَصَا — عِصِيّ
كَانَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ يَسْتَخْدِمُ عَصًا لِأَنَّهُ كَانَ يَجِدُ صُعُوبَةً فِي الْمَشْيِ.
Yaşlı adam, yürümekte zorlandığı için asa kullanıyordu.
كَانَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ يَسْتَخْدِمُ عَصًا لِأَنَّهُ كَانَ يَجِدُ صُعُوبَةً فِي الْمَشْيِ.
Yaşlı adam, yürümekte zorlandığı için asa kullanıyordu.
كَانَ الْحَاكِمُ يَحْمِلُ صَوْلَجَانًا يَرْمُزُ إِلَى قُوَّتِهِ فِي الْحَفْلِ.
Hükümdar, törende gücünü simgeleyen bir asa taşıyordu.
مِنْسَأَة