خَدّ — خُدُود
كَانَتْ خُدُودُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ غَائِرَةً وَوَجْهُهُ مُجَعَّدًا.
Yaşlı adamın avurtları çökmüş, yüzü kırışmıştı.
كَانَتْ خُدُودُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ غَائِرَةً وَوَجْهُهُ مُجَعَّدًا.
Yaşlı adamın avurtları çökmüş, yüzü kırışmıştı.
طَبَعَ الطِّفْلُ قُبْلَةً عَلَى وَجْنَةِ وَالِدَتِهِ عِنْدَمَا فَعَلَ شَيْئًا مُؤْذِيًا.
Çocuk, yaramazlık yapınca annesinin avurduna bir öpücük kondurdu.