عَانَتْ أُمِّي كَثِيرًا لِتَنْقِيَةِ الْأَرُزِّ مِنَ الْحِجَارَةِ.
Annem pirinci taşlardan ayıklamak için çok uğraştı.
عَانَتْ أُمِّي كَثِيرًا لِتَنْقِيَةِ الْأَرُزِّ مِنَ الْحِجَارَةِ.
Annem pirinci taşlardan ayıklamak için çok uğraştı.
تَمَّ تَكْلِيفُ الْمُتَطَوِّعِينَ بِفَرْزِ الْقُمَامَةِ لِإِعَادَةِ تَدْوِيرِهَا.
Gönüllüler, geri dönüşüm için çöpleri ayıklamakla görevlendirildi.
عَمِلَ الْبُسْتَانِيُّ بِجِدٍّ لِتَنْظِيفِ الْأَعْشَابِ الضَّارَّةِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Bahçıvan, bahçedeki yabani otları ayıklamak için çok çalıştı.
أَفْرَزَ، اِنْتَقَى، فَلَى، غَرْبَلَ