قَدَم — أَقْدَام
سَقَطَ الْكُرْسِيُّ عَلَى قَدَمِي فِي الْمَطْبَخِ، وَبَقِيتُ فِي الْبَيْتِ طُولَ الْيَوْمِ.
Mutfakta sandalye ayağımın üstüne düştü ve bütün gün evde kaldım.
سَقَطَ الْكُرْسِيُّ عَلَى قَدَمِي فِي الْمَطْبَخِ، وَبَقِيتُ فِي الْبَيْتِ طُولَ الْيَوْمِ.
Mutfakta sandalye ayağımın üstüne düştü ve bütün gün evde kaldım.
وَقَفَ الْوَلَدُ أَمَامَ الْبَابِ وَوَضَعَ رِجْلَهُ الْيُمْنَى عَلَى الْكُرْسِيِّ.
Çocuk kapının önünde durdu ve sağ ayağını sandalyenin üstüne koydu.
قَاعِدَةُ الْمِصْبَاحِ قَوِيَّةٌ جِدًّا، لِذَلِكَ لَا تَنْقَلِبُ بِسُهُولَةٍ.
Lambanın ayağı çok sağlam olduğu için kolay kolay devrilmiyor.
سَاق، كُرَاع