اِسْتَخْدَمَ السِّيَاسِيُّ خِطَابًا شَعْبَوِيًّا لِكَسْبِ دَعْمِ الرِّعَاعِ.
Politikacı, ayaktakımının desteğini kazanmak için popülist söylemler kullandı.
اِسْتَخْدَمَ السِّيَاسِيُّ خِطَابًا شَعْبَوِيًّا لِكَسْبِ دَعْمِ الرِّعَاعِ.
Politikacı, ayaktakımının desteğini kazanmak için popülist söylemler kullandı.
بَعْضُ النَّاسِ يَحْتَقِرُونَ الدَّهْمَاءَ لَكِنَّهُمْ أَيْضًا جُزْءٌ مِنَ الْمُجْتَمَعِ.
Bazı insanlar ayaktakımını küçümser ama onlar da toplumun bir parçasıdır.
أَخَلَّ الْأَوْبَاشُ بِالنِّظَامِ فِي الشَّوَارِعِ بِالصُّرَاخِ وَالصِّيَاحِ.
Ayaktakımı, sokaklarda bağırıp çağırarak düzeni bozdu.
Ayrıca: حُشُود