aygın
بَعْدَ رِحْلَةٍ طَوِيلَةٍ، كَانَ الرُّكَّابُ المُنْهَكُونَ يَسْتَرِيحُونَ فِي الفُنْدُقِ.
Uzun yolculuktan sonra yolcular aygın bir şekilde otelde dinleniyorlardı.
لَقَدْ جَعَلَهُ الْمَرَضُ مُسْتَنْزَفًا لِلْغَايَةِ.
Hastalık onu çok aygın düşürmüştü.

