ayrımsamak

اسْتَخْدَمَ الْخَبِيرُ جِهَازًا خَاصًّا لِتَمْيِيزِ الْعُمْلَةِ الْمُزَيَّفَةِ عَنِ الْعُمْلَةِ الْحَقِيقِيَّةِ.

Uzman, sahte parayı gerçek paradan ayrımsamak için özel bir cihaz kullandı.

كَانَ الطِّفْلُ يَجِدُ صُعُوبَةً فِي تَفْرِيقِ الأَلْوَانِ وَالأَشْكَالِ المُخْتَلِفَةِ.

Çocuk, farklı renkleri ve şekilleri ayrımsamakta zorlanıyordu.

بَدَأَ الطَّالِبُ فِي إِدْرَاكِ المَوْضُوعِ بِشَكْلٍ أَفْضَلَ بَعْدَ تَفْسِيرَاتِ المُعَلِّمِ.

Öğrenci, öğretmenin açıklamalarından sonra konuyu daha iyi ayrımsamaya başladı.

İlişkili Kelimeler