يَشْعُرُ الْمَرْءُ بِالصِّغَرِ أَمَامَ عَظَمَةِ الْجِبَالِ.
Dağların azameti karşısında insan kendini küçük hissediyor.
يَشْعُرُ الْمَرْءُ بِالصِّغَرِ أَمَامَ عَظَمَةِ الْجِبَالِ.
Dağların azameti karşısında insan kendini küçük hissediyor.
وَقَفْنَا أَمَامَ جَلَالِ الْجَبَلِ صَامِتِينَ.
Dağın azameti karşısında sessizce durduk.
أَعْجَبَتْنَا فَخَامَةُ الْقَصْرِ الْقَدِيمِ.
Eski sarayın azameti bizi etkiledi.
سُمُوّ، شُمُوخ، مَهَابَة