azap

عَذَاب — عَذَابَات

أَلَمُ الْأَسْنَانِ عَذَابٌ لَا يُطَاقُ، يَجِبُ أَنْ تَذْهَبَ إِلَى الطَّبِيبِ عَلَى الْفَوْرِ.

Diş ağrısı dayanılmaz bir azaptır, hemen doktora gitmelisin.

الْحَرْبُ مُعَانَاةٌ كَبِيرَةٌ لِلْأَبْرِيَاءِ.

Savaş, masum insanlar için büyük bir azaptır.

أَلَم — آلَام

كَانَ الرَّجُلُ الَّذِي تَعَرَّضَ لِلْحَادِثِ فِي أَلَمٍ شَدِيدٍ.

Kaza geçiren adam büyük bir azap içindeydi.