azarlamak

وَبَّخَ الْمُدِيرُ الْمُوَظَّفَ الَّذِي لَمْ يُنْجِزْ عَمَلَهُ بِشَكْلٍ صَحِيحٍ.

Patron, işini düzgün yapmayan çalışanını azarladı.

قَرَّعَتِ الْأُمُّ ابْنَهَا لِأَنَّهُ كَذَبَ.

Anne yalan söylediği için oğlunu azarladı.

لَامَتْهُ وَالِدَتُهُ لِتَأَخُّرِهِ.

Annesi, geç kaldığı için onu azarladı.